Manevi Doğum / Dr.İbrahim Baz

      Share

        Yadında mı doğduğun zamanlar

          Sen ağlar iken gülerdi âlem

           Bir öyle ömür sür ki olsun

           Mevtin sana hande âlem matem.

           Her canlı doğar, yaşar ve ölür. İnsan, doğum ile ölüm arasındaki yaptıklarından ve yapmadıklarından sorumlu olması yönüyle diğer canlılardan ayrılır. Zira diğer canlıların ecelleri onların sonudur. İnsanın eceli ise cennet veya cehennemde sürecek ebedi bir hayatın başlangıcıdır. Bu anlamda ölüm, açılması ve geçilmesi gereken bir kapı yahut perdedir.

           Her mü’min cennete gitmek ister ama ölmeyi arzulamaz. Mevlana gibi, ölümü arzulayanlar pek azdır. Peki neden? Bu sorunun en belirgin cevabı, onların ölmeden önce ölmenin sırrına vakıf olmalarında ve ölüm sonrası kavuşacakları Mevla’ya vuslatın hazzını bulmalarında yatmaktadır. Abdülkadir-i Geylani, Muhammed Bahaüddin Nakşbend, İmam Gazali, Aziz Mahmud Hüdayi,  İmam Rabbani, Mevlana Halid-i Bağdadi ve onların günümüzdeki manevi temsilcileri bu yolun kandilleri ve canlı numuneleridir.

           Herkes ölmemek için ab-ı hayatı Kaf dağının ardında ararken, bu gönül sultanları ölümsüzlüğün iksirini bizzat ölümde bulmuşlar ve manen ölerek yeniden doğmuşlardır. İşte buna tasavvuf literatüründe “velâdet-i mânevi” veya “velâdet-i sâniye” denir. Manevi doğum veya ikinci doğum.

          İster manevi isterse ikinci doğum denilsin, ortada bir doğum olayı vardır. Bir kişinin doğması için, var olmaması veya mahşer örneğindeki gibi ölmüş olması gerekir. Peki gönül sultanları bu yeniden veya ikinci doğumu nasıl gerçekleştirmişlerdir.

           Ashab-ı kiramın Hz. Peygambere Allah yolunda olmak adına yapmış olduğu biat gibi, Hz. Peygamberin güzel hasletlerini hayatında tatbik eden onun manevi mirasçılarından birinin yanında, yakınında ve yolunda yürüyerek onun kemale erdiren tavsiyelerini yerine getirmek suretiyle gerçekleşmiştir. Bir başka ifade ile ona hayatın her anında Allah rızasında ve ihsan makamında bulunma gayretinde olacağı, bu konuda kendisini bilgi ve tecrübesiyle desteklemesi ve yoldan çıkarsa uyarması konusunda yardım istemesi ve söz vermesidir. Buna biat denir. Bunun neticesinde mü’min, öncelikle geçmişin muhasebesini yaparak, kullara karşı işlediği hatalardan dolayı helallik ister. Günahlarından ötürü de Mevla’dan af diler. Allah Tevvab’dır ve halisane yapılan günahları affeder. Böylece mü’min sanki yeni doğmuş bir kul gibi olur.

           İnsanın iman, ahlak ve ihlasına güvendiği bir kişinin huzuruna varıp da; ben de senin gibi güzel ahlak sahibi olmak istiyorum. Çünkü Hz. Peygamber güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmiş ve ahlakın en güzel numunesi olmuştur. Sen de onun yolunda yürüyorsun. Allah Resulu nasıl ashabını eğitmiş ve gökteki yıldızlar gibi yüceltmişse; sen de beni eğit ve ahlaken yücelt ki ahirette onca nimet veren Rabbimin huzuruna “Âh keşke toprak olaydım” diyenler (Nebe-40) veya “Suçlular Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, (onları) bir görsen! (Secde-12)” haline düşenler gibi olmayayım demektir yeniden doğmak.

       

           Çünkü böylece hayata yeni ve temiz bir sayfa açılır. Bu, her nefeste doğumu ve ölümü yaşayan insanın kalan ömrünü daha bilinçli yaşayacağına dair kendine, bir Allah dostuna ve öz itibariye Allah’a söz vermesidir. “Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah’a biat etmektedirler.” (Fetih Sûresi-10) ayeti buna delildir. Bu söz verme ile insan Allah’tan başka her şeye karşı bağlılıktan kurtulur, özgürleşir. Dünya ve dünyadakilerin kulluğundan kurtulur.    Bu davranış aslında bir silkinme ve kendine gelme, kendini tanıma ve varlık hikmetini kavrama yönünde yürümedir.

       

           Beşerî manadaki doğum ile dünya dediğimiz mülk âlemine girilirken, mânevî doğum ile melekût âlemiyle temâsa geçilebilir.

       

           Her doğum gibi, manevi doğum da zor ve çilelidir. Bu doğumun sancısı ayrıdır: Almak değil, vermek gerek. Küsmek değil, sevmek gerek. Kırmak değil, yapmak gerek. Geceleri tatlı uykunuzu bölüp Rahman’ın huzuruna durmak var. Nefsi yere vurmak gerek. Kalbi Hakk’a kurmak gerek.  

       

           Sureti ve sireti ile melekleşen gönül adamlarına yaşları sorulduğu zaman mülk alemine geldikleri beşeri doğuma göre değil, manevi doğumlarına göre söylemişlerdir yaşlarını. Bu yaşın ayrı bir saygı ve hürmeti olmuştur gönül gözlülerde.

           Peki siz kaç yaşındasınız? 

      • Hits: 945 clicks

      Tecox component by www.teglo.info